|
SİYASİ COĞRAFYA
AVRUPA BİRLİĞİ VE GİRİŞ SÜRECİNDE TÜRKİYE
GİRİŞ
Bütünleşme tarihsel bir olgudur. Tarih boyunca, insanlar çeşitli yapıdaki
devletlerin çatısı altında bir araya gelmişlerdir. Devletlerin pek çoğu, siyasal
ve sosyal açıdan birbirlerinden çok farklıdır. Ancak yine de, farklı yapıdaki
devletleri kuran insanları bir araya gelmeye zorlayan nedenler bulunmaktadır.
Avrupa
kıtası, bütünleşme olgusunun incelenmesi için gözlem yapılabilecek en uygun
coğrafya parçasıdır. Zira, devletlerin parçalanmasına yol açan savaşlar ve bir
araya gelmesini sağlayan "bütünleşme hareketleri", Avrupa kıtasında birbiri
ardından ortaya çıkmıştır. Avrupa kıtasındaki bütünleşme hareketlerinin temel
nedeni, çoğu kez büyük savaşlar olmuştur. Bu açıdan yaşlı kıta, bütünleşme
hareketleri ile savaşların birlikte yaşandığı, hatta aralarında sebep sonuç
ilişkilerinin gözlemlendiği bir alandır.
Öte yandan,
Avrupa bütünleşmesi, özellikle Soğuk Savaş sonrası gelişmelerle birlikte, hiçbir
bütünleşme hareketinin ulaşamadığı kadar ileri bir düzeye gelmiştir. "Avrupa
Kömür ve Çelik Topluluğu" ile yola çıkan "Avrupa hareketi", AET'nin kurulmasıyla
önce "Ortak Pazar", sonra "Avrupa Topluluğu" haline gelmiş, bugün ise Maastricht
Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi ile "Avrupa Birliği" adını almıştır. Söz konusu
bütünleşme hareketinin gelişimini ve geldiği yeri, bu hareketin çeşitli
aşamalarda taşıdığı isimlere bakarak ve bu isimlerdeki değişimi gözlemleyerek
bile anlamak mümkündür.
Avrupa
bütünleşmesi, nitelik itibariyle bir yandan, kendisini oluşturan ulus
devletlerin varlığına saygı gösterirken, öte yandan ulus devletlerin yetki devri
ile oluşturdukları, "uluslarüstü" bir niteliğe ulaşmıştır. Avrupa Birliği, "uluslarüstü"
özelliğe sahip bir örgüt olduğundan, dünyada örneği olmayan bir bütünleşme
modelidir.
Avrupa
bütünleşmesi olgusu değişen konjonktüre bağlı olarak yerini genişleme olgusuna
bırakmıştır. Bu genişlemenin Türkiye'nin aday ülke ilan edilmesiyle son
aşamasına geldiği değerlendirilmekle birlikte zaman içinde koşulların
değişebileceği unutulmamalıdır.
Tam üyeliğe
adaylığı yakın zamanda kabul edilen, Avrupa Birliği'ne giriş sürecindeki
Türkiye'de, ulusal bilincin oluşturulması için Avrupa Birliği'nin tam olarak
neyi ifade ettiği, yapısı, kurumları, politikaları, tarihi gelişimi, tam
üyeliğin getirecekleri, her kesimin üzerine düşen yükümlülükler doğru olarak
aktarılmalıdır. Geçiş dönemi olarak kabul edilen adaylık süreci ancak bu şekilde
kısaltılabilir.
Bu amaç
doğrultusunda hazırlanan bu çalışmada; Avrupa Birliği'nin yapısı, genişleme
süreci, Türkiye'nin adaylık statüsünün incelenmesi, katılım ortaklığı belgesi,
Türkiye'nin hazırladığı ulusal program, programda yer alan kaçakçılık ve
organize suçlar ile ilgili bölümler ve AB tarafından kabul edilen bazı önemli
eylem planları ele alınacaktır.
AVRUPA BİRLİĞİ VE KURUMLARI
Avrupa
Birliği "uluslar üstü bir birim" olarak tanımlanır. Merkezi Brüksel'dedir. Üye
devletler; ulusal egemenliklerinin bir bölümünü AB kurumlarına devretmişlerdir.
Ortak çıkarları doğrultusunda, egemenlik haklarının ortak yönetimi yoluyla
birlikte çalışırlar. Birlik ayrıca "yetki ikamesi" ilkesine göre işler.
AB'nin
kavram açısından yeni ve yetki dağıtımı açısından benzersiz olan yönetim
sistemi; kendinden önceki bütün ulusal ve uluslararası modellerden farklıdır.
AB'nin temelleri bir anayasaya değil, egemen devletler arasındaki antlaşmalara
dayanır. Bütün AB vatandaşlarını doğrudan bağlayıcı yasalar çıkarma yetkisi,
Birliği uluslararası kuruluşlardan ayırır.
Mevzuat;
erişilecek hedeflere göre yönetmelik, yönerge, karar, tavsiye ve görüş olmak
üzere çeşitli biçimler alır:
1.
Yönetmelik (regulation) bütünüyle bağlayıcıdır. AB'nin her yerinde zorunlu
olarak ve doğrudan uygulanabilir niteliktedir.
2. Yönerge (directive),
üye devletlere yönelik olarak çıkarılır. Erişilecek sonuç açısından
bağlayıcıdır. Üye devlet sonuca erişme yöntemini seçmekte serbesttir.
3. Karar (decision),
bütünüyle bağlayıcıdır. Muhatapları; üye devletler, gerçek ve tüzel kişilerdir.
4.
Tavsiyeler ve görüşler bağlayıcı değildir.
AB'nin
örgütlenmesi evrimseldir. Avrupa'nın giderek birleşmesini sağlayacak şekilde
tasarlanmıştır. Henüz son biçimini almamıştır.
Avrupa
Birliği (AB) tıpkı bir ulusal devlette olduğu gibi, birbirinden bağımsız yasama,
yürütme ve yargı organlarıyla donatılmıştır. Bu organların uluslar üstü
yetkileri vardır. Topluluk organları Roma Antlaşması'nda belirtilen kurumlarla
sınırlı kalmamış; zaman içinde gerekli görüldükçe bunlara yeni kurumlar
eklenmiştir. Birlik günümüzde 5 kurum tarafından yönetilmektedir. Ayrıca Avrupa
Doruğu, finansman organları ve diğer kuruluşları vardır.
I -YÖNETİM ORGANLARI
Birliğin
yönetim organları; Avrupa Birliği Konseyi, Avrupa Komisyonu, Avrupa
Parlamentosu, Adalet Divanı ve Sayıştay'dır.
A- Avrupa
Birliği Konseyi
Maastricht
Antlaşması'nın yürürlüğe girmesinden sonra, Konseyin resmi adı, "Avrupa Birliği
Konseyi" olmuştur. Daha önce "Bakanlar Konseyi" deniyordu.
Temel
Fonksiyonu, Yetki ve Sorumlulukları:
Birliğin karar
organıdır. Yürütme yetkileri de vardır. Esas görevi; üye ülkelerin genel ekonomi
politikalarının uyumlaştırılmasını ve Roma Antlaşması ile öbür artlaşmaların
amaçlarını gerçekleştirmek, uygulanmasını sağlamaktır. Bu çerçevede ortak
politikalara ilişkin temel kuralları belirler.
AB'nin
yasalarını çıkarır: Komisyonun önerilerini temel alarak, uygulanacak
politikalarla ilgili yasal düzenlemeler yapar ve kararlar verir. Öneriler ancak
Konseyin onayından sonra uygulamaya konabilir.
Oluşması:
15 üye devletin ilgili bakanlarından oluşur. Toplantılara Komisyondan en az bir
üye daha katılır.
İç
Örgütlenmesi:
Konsey toplantılarına
katılan bakanlar, görüşme konusuna göre değişir: Örneğin, konu maliye ise AB'nin
maliye bakanları (Maliye Konseyi) toplanır. Eğer sanayi politikası ele
alınacaksa, sanayi bakanları; tarımsal fiyatlar ele alınacaksa tarım bakanları
(sırasıyla Sanayi Konseyi ve Tarım Konseyi) toplanır.
En "kıdemli"
konsey, "Dışişleri Bakanları Konseyi"dir. Son yıllarda "Genel İşler Konseyi"
olarak anılan bu kurul; dış ilişkilerden, ortak dış politika ve güvenlik
politikası çerçevesinde dış politikadan sorumludur.
Ancak öbür
alanlardaki ivedi konuları da görüşebilir. Ayrıca diğer konseylerin
çalışmalarını koordine eder. AB Doruğunun 6 ayda bir düzenlenen toplantılarının
hazırlığını yapar.
Çalışma
Yöntemi :
Bir Komisyon önerisi olmadan, karar alamaz. Alınan kararların, genellikle
birbiriyle çatışan ulusal çıkarlar arasında denge kurucu nitelikte olmasına
dikkat edilir. Belli bir konuda görüşme yapılırken, her üye bakan; kendi
ülkesiyle ilgili sorunları dile getirir. Bakanlar; bir yandan kendi ülkelerinin
çıkarlarını temsil edip savunurken, bir yandan da AB'ni başarıya ulaştıracak
uyuşmaları sağlamaya çalışır.
Konsey
başkanlığını her üye ülkenin hükümeti -ülke adlarının alfabetik sırasına
göredönüşümlü olarak üstlenir. Süresi 6 aydır.
Konsey'de
ağırlıklı oy usulü geçerlidir. Buna göre, Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere
10'ar; İspanya 8; Belçika, Yunanistan, Hollanda, Portekiz, 5'er; Avusturya,
İsveç 4'er; Danimarka, Finlandiya, İrlanda 3'er; Lüksemburg 2 oy sahibidir.
İlişkileri
:
Komisyon'dan öneriler alır. Yasal düzenleme tasarılarını kabul etmeden önce,
Avrupa Parlamentosu' nun görüşünü alır.
Avrupa
Doruğu “Avrupa Zirvesi" de denir.
Temel
Fonksiyonu, Yetki ve Sorumlulukları
: Birliğin en üst
düzeyde yetkili politik organıdır. Birliğin temel politik ve stratejik
eğilimlerini belirler. Başlıca rolü, AB'nin gelecekteki gelişmesi için politika
önceliklerini belirlemektir. AB Konseyi'nin bir çözüme varamadığı konularda
kararlar alır. Siyasal ve ekonomik konularda kılavuzluk eder, yapıcı uyarılarda
bulunur, dış ilişkilerde birliğin ortak tavrını belirler.
Oluşması
: Avrupa Tek Senedi
ile kurumsallaşmıştır. İlk kez 1975'de toplanmıştır. Devlet ve hükümet
başkanları ile Komisyon başkanından oluşur.
Çalışma
Yöntemi
:
Yılda en az iki kez toplanır. Başkanlık üye devletlerce sırayla üstlenilir.
Süresi 6 aydır. Mali konular dışında bütün kararlar çoğunlukla alınır.
B-Avrupa Komisyonu
Temel
Fonksiyonu, Yetki ve Sorumlulukları:
AB'nin temel yürütme
organıdır. Ortak pazarın iyi işlemesinden ve gelişmesinden sorumludur.
AB
politikalarına ilişkin ilk adımı atma yetkisine sahip olan tek kurumdur. Yeni
politika önerileri hazırlar. Mevzuat önerilerinde bulunur.
Konsey'in
aldığı kararları, kararlaştırılmış politikaları uygular.
AB hukukunun
(kurallarının) doğru olarak uygulanmasını gözetir. AB antlaşmalarını ve
bunlardan doğan yasal düzenlemeleri uygular. Yönergelerin ulusal yasalara
aktarılmasını denetler. Antlaşmalar çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine
getirmediğine, AB kurallarını çiğnediğine inandığı kişiler, şirketler ve üye
devletlere karşı yasal işlemleri başlatır. AB'nin yıllık bütçe tasarısını
hazırlar. Yönergeler çıkartır. Konseye önerilerde bulunur, kararlarının
taslağını hazırlar.
Oluşması
: Komisyonun
20 üyesi vardır. Nüfusu fazla olan beş ülke (Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya
ve İspanya) Komisyona ikişer üye, öbür ülkeler birer üye verir.
Komisyon
üyeleri; ulusal hükümetlerce gösterilen adaylar arasından, Konsey tarafından
atanırlar. Komisyonun bir bütün olarak atanması, Avrupa Parlamentosu tarafından
onaylanır. Üyeler süre sonunda yeniden atanabilir. Üyelik süresi 5 yıldır.
Çalışma Yöntemi:
Antlaşmaların sağladığı güç ve Konseyin verdiği yetkiler nedeniyle, önemli bir
özerkliğe sahiptir.
Üyeler;
kendilerini aday olarak gösteren ulusal hükümetlerden bağımsız olarak, Birliğin
çıkarlarını temsil ederler. Başka bir deyişle, kendi ülkelerinin çıkarlarını
değil, Birliğin çıkarlarını gözetip savunmakla yükümlüdür.
Her üyeye
bir veya birkaç politika alanında sorumluluk verilir. Üyelere küçük bir
danışmanlar grubu yardımcı olur.
Komisyonun
merkezi Brüksel'dedir. Üyeler haftada bir kez toplanır. Toplantı kapalı oturum
olarak gerçekleşir. Kararlar oy çokluğuyla alınır.
İç
Örgütlenmesi
: Komisyon 25'i aşkın
"genel müdürlük" ve idari servisler hâlinde örgütlenmiştir. Genel müdürlüklerin
her biri ayrı bir sosyal konuyla ilgilidir. Çok sayıda komite, çalışmalarına
yardımcı olur.
İç ve Dış
İlişkileri
:
Bakanlar Konseyi'ne öneriler sunar, uygulamalar hakkında bilgi verir.
Parlamentoya karşı sorumludur.
Uluslararası ticaret
görüşmelerinde Birliği temsil eder. Uluslararası antlaşmaları Birlik adına
yürütür.
C- Avrupa Parlamentosu
Temel
Fonksiyonu, Yetki ve Sorumlulukları
: Başlıca denetim
organıdır. Yasa çıkaramaz; ancak bu alanda önemli rol oynar. Yasama gücü, ulusal
parlamentolarınkinden daha azdır. Özellikle Maastricht Antlaşması ile ortak
karar usûlünün kabulü sonucunda, yasama alanındaki rolü gittikçe güçlenmiştir.
Yasal
düzenleme tasarılarını inceler. Güncel konuları tartışır. Komisyon'u ve Konsey'i
denetler. Bunu program ve raporları tartışarak, yazılı ve sözlü sorular
yönelterek yapar. AB'nin yıllık bütçesine mutabakat verir. Üçüncü ülkelerle
işbirliği veya yeni üye kabulü gibi önemli antlaşmalarda onayı alınır.
Oluşması:
AB çapında yapılan tek dereceli seçimlerle seçilen 626 üyeden oluşur.(2000) Her
ülkeye belirli sayıda üyelik ayrılmıştır. AB'nin seçimle oluşan tek organıdır.
Süresi 5 yıldır.
Çalışma
Yöntemi
:
Üyeler, AB haklarını bir bütün olarak temsil eder. Ulusal çıkarları savunmak
için atanmamışlardır. Bundan dolayıdır ki Parlamento' da birer ulusal temsilci
olarak değil, çeşitli politik grupların temsilcisi olarak bulunurlar.
Parlamento başkanı
2,5 yıllık bir dönem için seçilir.
Ayda bir kez
Strasburg'da toplanır. Oturumlar bir hafta sürer.
"İşbirliği
usulü" sayesinde mevzuât önerilerini değiştirebilir. "uygun görüş" usulü ile
yeni üye devletlerin katılımını ve üçüncü ülkelerle yapılan ortaklık
antlaşmalarını, "ortak karar usulü" sayesinde bazı politika alanlarındaki
mevzuat önerilerini veto edebilir. Maastricht Antlaşmasıyla kabul edilen ``ortak
karar usulü"nde, Avrupa Parlamentosu; mevzuatın kabulü konusunda Konsey'le
ortaklaşa ve eşit koşullarda hareket etme yetkisine sahiptir. Bu usul başlıca şu
alanlarda uygulanır: İç pazar, işçilerin serbest dolaşımı, iş kurma serbestliği,
işçilerin çalışma hakkı...
İlişkileri :
Konsey ve Komisyon'u
denetler. Bu iki kuruma AB'nin işleri hakkında sorular yöneltebilir. Danışmanlık
yapar; yasal düzenlemeler hakkında görüş bildirir. Güvensizlik oyu vererek
Komisyon'u istifaya zorlayabilir.
D- Adalet Divanı
Topluluğun
"Yüksek Mahkemesi," bir "Anayasa Mahkemesi" olarak nitelenebilir.
Temel
Fonksiyonu, Yetki ve Sorumlulukları
: Birliğin bağımsız
yargı organıdır. Hukuka saygıyı sağlamakla görevlidir. Antlaşmaların öteki AB
kurumları üye devletler tarafından doğru olarak yorumlanmasını ve uygulanmasını
sağlar. Hukuki anlaşmazlıkları çözümler.
Üye
devletlerin antlaşma hükümlerine uyup uymadıklarını denetler.
Adalet
Divanı, ulusal mahkemelerce uygulanması için, AB hukukunu yorumlar. Antlaşma
hükümlerinin ve uygulama biçimlerinin kesin yorumunu yapar.
Uyuşmazlıkları
çözüme bağlar. Birlik organları, üye devletler, şirketler ve bireylerin AB
antlaşmalarıyla ilgili olarak, önüne getirdikleri hukuki sorunlar hakkında karar
verir.
Oluşması
: Üye
ülkelerin anlaşmasıyla atanmış 15 hâkimden oluşur. Her üye ülke Divan'a 1 hâkim
gönderir. Ayrıca başsavcılar vardır.
Konsey
tarafından atanırlar. Görev süresi biten, yeniden atanabilir. Süreleri 6 yıldır.
Çalışma
Yöntemi
: AB
hükümetlerinin doğrudan denetimi dışındadır.
Kararları
bağlayıcıdır. Oy çokluğu ile alınır. Ulusal mahkemelerinkinden üstündür.
Günümüzde, devletleri ve şirketleri para cezasıyla cezalandırma yetkisiyle
donatılmıştır.
Divan' a
anlaşmazlıkların çözümlenmesi talebiyle, üye devletler, Birlik organları,
şirketler, özel ve tüzel kişiler başvurabilir. Lüksemburg'da toplanır.
E-Sayıştay
"Topluluk
Hesap Mahkemesi"dir.
Temel
Fonksiyonu,Yetki ve Sorumlulukları:
Mali denetleme
organıdır. AB gelir ve giderlerinin yasallığını, usule uygunluğunu denetler. AB
bütçesinin mali yönden sağlamlığını kontrol eder. Her yıl bir rapor yayınlar.
Oluşması
:
1977'de
kurulmuştur. Her biri bir üye devletten olmak üzere 15 üyeden oluşur. Üyeleri
Konsey tarafından Parlamento' ya danışılarak atanır. Üyelik süresi 6 yıldır.
Süre yenilenebilir. Lüksemburg' dadır.
II- FINANSMAN ORGANLARI
Temel
finansman organı Avrupa Yatırım Bankası' dır. Bundan başka Birliğin ekonomik ve
sosyal politikalarını yürütmek amacıyla kurulmuş çeşitli fonlar vardır.
III- DANIŞMA ORGANLARI VE DİĞER KURULUŞLAR
AB'nin
ayrıca pek çok sayıda danışma organı vardır. Yeni bir mevzuatın kabulünden önce,
Komisyon ve Konsey; önerilen yasaların, beklenen ekonomik, sosyal ve bölgesel
etkileri konusunda diğer AB kuruluşlarına danışır. Bundan başka önemli yeni
alanlarda bir dizi yeni kuruluş oluşturulmuştur.
A-Ekonomik
ve Sosyal Komite
B-Bölgeler
Komitesi
C-Akdeniz
Komitesi
D-Diğer
Kuruluşlar
Avrupa
Polis Bürosu (EUROPOL) :
AB üye devletleri arasında polis örgütlerinin koordinasyonunu sağlar.
Lahey'dedir. Bütün ciddi uluslararası suçlara karşı Üye Devletler arasında yeni
bir işbirliği kararı 1995 yılında kurulan Europol'un amacı, birden fazla üye
devleti ilgilendiren hallerde terörizm, uyuşturucu ticareti ve diğer örgütlü
suçlara karşı mücadelede işbirliğini teşvik etmektir. Europol'un merkezinin
bulunduğu Lahey'de (Hollanda), her Üye Ülkenin irtibat memurları birlikte
çalışırlar, suç vakalarını daha hızlı bir şekilde çözmek için bilgi
alışverişinde bulunurlar.
Avrupa
Para Enstitüsü :
Ekonomik ve parasal
birliğin son aşamasında kurulacak olan Avrupa Merkez Bankası'nın öncüsüdür.
Frankfurt'tadır.
Avrupa
Çevre Ajansı:
``Çevre verileri
arşivi" işlevini görür. Kopenhag' dadır.
İç Pazar
Uyumlaştırma Bürosu
: Marka tescilinin
basitleştirilmesiyle ilgilenir. Alicante' dadır.
Bütün
bunların dışında mevcut olan pek çok kuruluş arasında, Topluluk Bitki
Çeşitliliği Bürosu (Brüksel), Avrupa Sağlık ve İşyeri Güvenliği Ajansı (Lüksemburg),
Avrupa Tıp Ürünleri Değerlendirme Ajansı (Londra), Avrupa Uyuşturucu ve
Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi (Lizbon). Avrupa Eğitim Vakfı (Torino),
Hayvan ve Bitki Sağlığı Muayene ve Denetim Bürosu (Dublin) sayılabilir.
Avrupa
Birliği'nde üye devletler; ortak çıkarları doğrultusunda,egemenlik haklarının
ortak yönetimi yoluyla birlikte çalışmaktadır. Mevzuat; erişilecek hedeflere
göre yönetmelik, yönerge, karar, tavsiye ve görüş almak üzere çeşitli biçimler
alır.
AB'nin
yönetim sistemi benzersiz, örgütlenmesi evrimcidir. Birbirinden bağımsız yasama,
yürütme ve yargı organlarıyla donatılmıştır.
Birlik
günümüzde 5 kurum tarafından yönetilmektedir, Bu kurumlardan Avrupa Komisyonu
temel yürütme organı, Avrupa Birliği Konseyi temel yasama ve karar organı,
Avrupa Parlamentosu başlıca denetim organı, Adalet Divanı yargı organı, Sayıştay
mâli denetleme organıdır. Bundan başka Avrupa Doruğu, Birliğin en üst düzeyde
yetkili politik organı konumundadır. Temel finansman organı Avrupa Yatırım
Bankası 'dır. AB' nin ayrıca pek çok sayıda danışma organı ve öteki alanlarda
bir dizi kuruluşu vardır.
AB' nin
örgütlenme felsefesinden ve uygulamasından şu dersler çıkarılabilir:
Uluslararası
birleşmeler hümanist ve evrensel bir yaklaşım gerektirir. Ancak pratikteki
başarı, ulusal çıkarların da hesaba katılmasına bağlıdır. Başka bir deyişle
“evrensel olan” ile “ulusal olan” arasında bir denge sürekli olarak
gözetilmelidir. Avrupa Birliği'nin gerçekleşme yolunda olmasında, ulusal
çıkarlara saygı duyulmasının, bu çıkarlarla "evrensel hedefler" arasında denge
gözetilmesinin kuşkusuz çok büyük bir payı vardır.
AVRUPA BİRLİĞİ'NİN GENİŞLEME SÜRECİ
AB' nin
çekirdeğini oluşturan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT), Fransa, Almanya,
İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg tarafından 1951 Paris Antlaşması ile
kurulmuştur. 1957 yılında, aynı ülkelerce,Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve
Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) kurulmasını öngören Roma Antlaşması
imzalandı. Böylece AKÇT, AET ve EURATOM'dan oluşan Avrupa Toplulukları (AT)
ortaya çıktı. 1993 yılında yürürlüğe giren Maastrich Antlaşması ile de, AT,
Avrupa Birliği (AB) adını almıştır.
AB'ne, 1973
yılında İngiltere, İrlanda ve Danimarka; 1981 yılında Yunanistan; 1986 yılında
İspanya ve Portekiz; son olarak da, 1995 yılında Avusturya, İsveç ve Finlandiya
tam üye olarak girmişlerdir. Böylece üye sayısı 15 olmuştur.
AB'nin her
genişlemesi, ortak politikalar ve karar alma süreci üzerinde etkili olmuştur.
Böylece, Roma Antlaşması da dahil olmak üzere bazı hukuki belgelerin ve ortak
politikaların genişleyen Topluluğun ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi
sorunu gündeme gelmiştir.
Avrupa
Birliği'nin Yeni Genişleme Süreci
AB'nin 1993
yılı Haziran ayı içinde yapılan Kopenhag Zirvesi'nde, tam üye olmak isteyen
adaylar için yeni kriterler belirlemiştir. Bu kriterleri, Lüksemburg Zirvesi,
Cardiff Zirvesi ve Viyana Zirvesi'nde belirlenen yeni kriterler izlemiştir. 1993
yılından itibaren yapılan bu zirveler, AB'nin yeni genişleme süreci üzerinde
belirleyici olmuş; Türkiye'nin tam üyeliği bu kriterler çerçevesinde yeniden
değerlendirilmiştir.
A-KOPENHAG KRİTERLERİ
Kopenhag
Zirvesi'nde belirlenen kriterler üç başlık altında toplanmıştır:
1.
Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, azınlıklara saygıyı ve
azınlıkların korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarını sağlamak,
2. İşleyen
bir Pazar ekonomisine sahip olunmasının yanı sıra, AB içindeki rekabet baskısı
ile piyasa güçleri karşısında durabilme yeteneğine sahip olmak,
3. Siyasi,
ekonomik ve parasal birlik de dahil olmak üzere tam üyelikten kaynaklanan
yükümlülüklere uyum yeteneğine sahip bulunmak.
1-Tam
Üyeliğin Siyasi Kriterleri
Yukarda
sıralanan başlıklardan ilki, tam üyeliğin siyasi kriterleri olarak
adlandırılmaktadır. Aday ülkeler siyasi kriterler açısından değerlendirilmiş;
Slovakya ve Türkiye'nin bu kritere uyum sağlamayan ülkeler olduğu
belirtilmiştir. Değerlendirmede kullanılan alt kriterler: (i)demokrasi ve
hukukun üstünlüğü, (ii)insan hakları ve (iii)azınlıklara saygı olmak üzere üç
başlık altındadır.
2-Tam
Üyeliğin Ekonomik Kriterleri
İkinci grupta yer
alan Kopenhag kriterleri, ekonomik kriterler olarak bilinmektedir. Tam üye
olacak aday ülkelerde aranacak iki ekonomik kriter vardır. Bunlardan birincisi,
işleyen bir pazar ekonomisinin varlığıdır. İkincisi ise, AB içindeki rekabet
baskısı karşısında durabilme yeteneğidir.
3-Tam
Üyeliğin Diğer Kriterleri
Tam üyelikle ilgili
diğer değerlendirmeler; ortak dış politika ve güvenlik politikasına uyum,
ekonomik ve parasal birliğe uyum, Topluluk müktesebatına uyum ile topluluk
müktesebatını uygulayabilme kapasitesi olmak üzere dört açıdan yapılmıştır.
TÜRK-AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİNDE SON DURUM VE ADALET VE İÇİŞLERİ ALANINDAKİ
İŞBİRLİĞİNE GENEL BAKIŞ
Avrupa
Birliği'ne tam üyelik yolunda büyük gelişmeler kaydeden Türkiye’nin Avrupa
Birliği’ne giriş süreci, 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’na ortak üyelik
için giriş müracaatımızın olumlu karşılanması ile başlamış ve günümüze kadar
çeşitli aşamalardan geçmiştir. O tarihten başlayarak 1964 yılında Ankara
Antlaşmasının imzalanması, 1999 yılında da Türkiye’nin adaylık statüsünün
tanınmasına kadar olan dönemde toplulukla ilişkiler inişli çıkışlı bir grafik
izlemiştir. Topluluk yapı itibariyle bu süreç içerisinde büyük bir değişim
geçirmiştir. Ekonomik yapıdan önce bir noktada sosyo-kültürel ve daha sonra
siyasi yapıyı da içine alan bir organizasyona dönüşmüş, son olarak da güvenlik
boyutu oluşturulmaya çalışılan bir birlik haline gelmiştir.
Lüksemburg
Zirvesi yakın tarihte ilişkilerin donma noktasına getiren bir zirvedir., 12-13
Aralık 1997 tarihlerinde yapılmıştır. Zirve'de tam üye adayları üç grupta ele
alınmıştır:
Birinci
Grup: Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Slovenya, Kıbrıs,
İkinci Grup:Slovakya,
Romanya, Bulgaristan, Litvanya, Letonya.
Üçüncü Grup:
Türkiye.
Lüksemburg
Zirvesi'nde alınan kararlara göre, birinci grupta yer alan ülkelerle tam üyelik
müzakereleri 1998 yılında başlayacaktı. Yukardaki sıralamadan da gözleneceği
gibi Türkiye, üçüncü grupta yer almaktadır. Türkiye, tam üye adayları içinde
üçüncü grupta yer almasına rağmen, Lüksemburg Zirvesi'nde Türkiye ile ilgili
önemli görüşler ileri sürülmüştür. Bunlardan ilki, Türkiye'nin AB'ne her alanda
yakınlaşmasını sağlayacak bir Avrupa Stratejisi oluşturulması önerisiydi. Avrupa
Stratejisi, şu unsurları içermekteydi.
-Ankara
Antlaşması'nın ortaya koyduğu olanakların geliştirilmesi,
-gümrük birliğinin
yoğunlaştırılması,
-mali işbirliğinin
artırılması,
-mevzuatların
yakınlaştırılması ve AB müktesebatına uyum,
-Türkiye'nin
AB'ndeki bazı programlara katılımı.
Türkiye ile
ilgili ikinci konu, Ankara Antlaşması'nın 28. maddesine atıf yapılmasıydı. Bu
maddeye göre, "Antlaşma'nın işleyişi, Topluluğu kuran Antlaşma'dan kaynaklanan
yükümlülüklerin tümünün Türkiye tarafından üstlenilebileceğini gösterdiğinde,
akit taraflar, Türkiye'nin Topluluğa katılması olanağını inceler" (Ankara
Antlaşması; 1964, Madde 28). "Antlaşma'dan kaynaklanan yükümlülükler..."
ifadesinden kastedilen sadece AB'nin kurucu antlaşmalarından ya da Ankara
Antlaşması'ndan kaynaklanan yükümlülükler değildir. Bu ifade ile kastedilen,
daha önce antlaşmalarla belirtilen şartlara ilave olarak, AB'nin günümüzde tam
üyelik için istediği şartlardır.
Lüksemburg
Zirvesi'nde kaydedilen başka bir gelişme, Türkiye'nin diğer aday ülkelerle ve
üye ülkelerle beraber Avrupa Konferansı'na davet edilmesiydi. Bütün bu olumlu
noktalara rağmen, Türkiye ile ilgili görüşlerin yer aldığı raporun 35.
paragrafı, AB ile siyasi ilişkinin kesilmesine yol açan ifadeler taşımaktaydı.
Buna göre, AB'nin Türkiye'den istedikleri şunlardı:
-AB seviyesinde
insan hakları standartlarına ulaşılması,
-Azınlıklara saygı
ve azınlıkların korunması,
-Yunanistan ile
Türkiye arasındaki ilişkilerin tatminkâr ve istikrarlı bir çözüme
kavuşturulması,
-Birleşmiş
Milletler'in ilgili kararları doğrultusunda Kıbrıs'da siyasi bir çözüm
bulunması.
Türk
hükümeti, Zirve'nin hemen ardından 14 Aralık 1997 yılında yaptığı bir toplantıda
AB ile olan ilişkilerini askıya aldığını bildirmiştir. Bu kararın gerekçesi,
AB'nin yukarda yer alan istekleriydi.
11-12 Aralık
1999 tarihleri arasısında yapılan Helsinki Zirvesi, ilişkilerin seyrinde olumlu
bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Bu zirvede Türkiye’nin adaylık
statüsü ilan edilmiştir. Adaylık statüsünün tanınması doğrultusunda kurulan
sıcak ilişkilerin bir sonucu olarak 8 Kasım 2000 tarihinde Katılım Ortaklığı
Belgesi kabul edilmiş ve 7-9 Aralık 2000 tarihleri arasında yapılan “Nice
Zirvesi”nde onaylanmıştır. Bu belge; Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği için
gerekli öncelik alanlarını belirleyen, tam üyelik sürecinde yol haritasını çizen
ve tam üyelik müzakerelerinin başlaması için hangi şartların yerine getirmesi
gerektiğini belirten bir belgedir.
Türkiye-AB
ilişkileri Helsinki sonrasında giderek hızlanan bir trend içine girmiştir. 3
yıllık bir aradan sonra 11 Nisan 2000 günü Lüksemburg'da yapılan Ortaklık
Konseyi toplantısı bu bağlamda önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur. Ortaklık
Konseyinde önümüzdeki dönem ile ilgili önemli kararlar alınmıştır.
Katılım Ortaklığı
Belgesi
2000
yılındaki “Nice Zirvesi”nde onaylanan Katılım Ortaklığı Belgesi Türkiye’nin
Avrupa Birliği’ne üyeliği için gerekli öncelik alanlarını belirleyen, tam üyelik
sürecinde yol haritasını çizen, AB müktesebatına uyum sağlamak amacıyla her
alanda neler yapması gerektiğini, orta ve kısa vadeli hedefler olarak belirleyen
ve tam üyelik müzakerelerinin başlaması için hangi şartların yerine getirmesi
gerektiğini belirten bir belgedir.
Tarama
sürecini gerçekleştirmek üzere Ortaklık Komitesine bağlı 8 alt komite
kurulmuştur. AB, diğer adaylar için olduğu gibi, Türkiye bakımından da Topluluk
müktesebatını oluşturan 31 alanı bu komitelere bölüştürmüştür. Tarama süreci
Haziran ayında başlamıştır. Bu amaçla Ortaklık Komitesi alt komitelerin çalışma
usullerini belirlemiştir.
11 Nisan
2000 tarihli Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nde, taraflar arasında hizmetler ve
kamu alımlarının serbestleştirilmesi için müzakerelere başlanması yönünde bir
karar alınmıştır. Bu çerçevede, ilk tur görüşmeler 17-18 Ekim 2000 tarihlerinde
Ankara'da gerçekleştirilmiş ve ağırlıklı olarak araştırıcı bir mahiyette cereyan
etmiştir.
Katılım
Ortaklıkları, esasen Komisyon'un, tüm aday ülkeler için hazırladığı yıllık
ilerleme raporlarındaki unsurları içermekte olup, kısa (bir yıl) ve orta vadede
(birkaç yıl) hangi hususların yerine getirilmesi gerektiğini belirlemektedir.
Katılım
Ortaklığı Belgesi 4 Aralık 2000 tarihinde Brüksel'de toplanan AB Genel İşler
Konseyi'nde ele alınmıştır. Sözkonusu toplantıya kadar Türkiye gerek Komisyon
ile gerek AB üye ülkeleri ile sık ve üst düzey temaslarda bulunmuştur. Bu
çerçevede, toplantı sonucunda Kıbrıs ve sınır uyuşmazlıkları konusunda Helsinki
ruhunun korunduğu kararlar alınmıştır. Türkiye güçlendirilmiş siyasi diyalog
çerçevesinde, ortak çıkarlara yönelik konularda yapıcı katkılarda bulunmaya
devam edecektir. Katılım Ortaklığı Belgesinin hukuki zeminini oluşturacak
"Çerçeve Yönetmeliği" 14 Şubat 2001 tarihinde onaylanmıştır.
KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİNİN ADALET VE İÇİŞLERİ ALANINDAKİ BÖLÜMLERİ
I-Kısa Vadeli
Öncelikler (2001)
Adalet ve içişleri
alanında Avrupa Birliğindeki mevzuat ve uygulamalar konularında bilgilendirme ve
bilinçlendirme programları geliştirilmesi.
Organize suçlar,
uyuşturucu ticareti ve yolsuzlukla mücadelenin iyileştirilmesi ve kara para
aklama ile mücadele için kapasitesinin güçlendirilmesi.
II-Orta Vadeli
Öncelikler
Topluluk Hukuku ile
adalet ve içişleri alanlarında AB müktesebatı uygulamaları konularında eğitim
programları geliştirilmesi.
Özellikle polisin
hesap verme sorumluluğunun güvenceye alınmasına yönelik olarak adalet ve
içişleri kurumlarının daha da geliştirilmesi ve güçlendirilmesi.
Schengen Bilgi
Sistemi ve Europol'a tam olarak katılımın mümkün olması için veri koruma
alanındaki AB müktesebatının kabulü;
Vize mevzuatı ve
uygulamasının AB mevzuatına uygun hale getirilmesine başlanması.
Yasadışı göçün
önlenmesine yönelik olarak, göç konusundaki AB müktesebatının ve eylemlerinin
(kabul, yeniden kabul, sınır dışı etme) kabul edilmesi ve uygulanması.
Sınır yönetiminin
güçlendirilmeye devam edilmesi ve Schengen Sözleşmesinin tam olarak uygulanması
için hazırlık yapılması.
İltica konusundaki
1951 tarihli Cenevre Sözleşmesine konulan coğrafi çekincenin kaldırılması ve
mülteciler için konaklama tesisleri ve sosyal destek mekanizmaları
geliştirilmesi.
Yolsuzluk,
uyuşturucuyla mücadele, organize suçlar, kara para aklanması ve ceza hukuku ve
medeni hukuk alanlarında adli işbirliği konularında AB müktesebatının kabulü ve
uygulanması; bu alanlardaki uluslararası işbirliğinin daha da yoğunlaştırılması.
Adalet ve
İçişleri Alanında AB Müktesebatını Benimsemenin Önemi
Türkiye'nin onüçüncü
aday ülke olarak tanındığı 10-11 Aralık 1999 Helsinki Zirvesi'nde Avrupa
bütünleşmesine doğru son adım atılmıştır.
Türkiye,
genişleme sürecinde, diğer aday devletler gibi kendi mevzuatını, AB'ni oluşturan
bütün hukuki araçlar, politikalar, hukuki çerçeve ve kurumsal yapı anlamına
gelen "Topluluk Müktesebatı" ile uyumlulaştırmak durumundadır. Avrupa Birliği
Komisyonu uyuşturucu maddelere, örgütlü suçlara ve karapara aklamaya karşı
mücadelede ve ayrıca göç gibi konularda polis ve gümrük işbirliğinin ve hukuki
ve cezai konularda adli işbirliğinin arttırılmasına önem vermektedir.
Adalet ve
içişleri sahasında AB Müktesebatı, diğer sahalardaki AB Müktesebatından
nitelikçe farklıdır. Katılım öncesi yıllarda Müktesebat'ın gelişeceği bu alanda
daha yapılacak çok şey vardır. AB, açık ve kapsamlı bir çerçeveyi kurmak için
olabildiğince hızlı ve somut bir şekilde bu Müktesebat'ı geliştirmek için
kendini taahhüt altına sokmuştur.
Şimdi bütün
aday ülkeler, genişlemiş bir AB içinde bir "Özgürlük, Güvenlik ve Adalet Alanı"
kurulmasına tam olarak katılmak ve etkin biçimde katkıda bulunmak üzere, kendi
mevzuat ve uygulamalarını, adalet ve içişleri müktesebatıyla uyumlulaştırmaya
çalışmaktadır.
TÜRKİYE İÇİN ULUSAL PROGRAM
Türkiye
Katılım Ortaklığı Belgesi’nin kabul edilmesinden sonra diğer aday ülkeler gibi
AB müktesebatına uyum için “Ulusal Program” hazırlanması çalışmalarına
başlamıştır. Bu görev AB ile ilişkileri en üst düzeyde yürütmek amacıyla kurulan
AB Genel Sekreterliği’ne verilmiştir. Ulusal Program 19 Mart 2001 tarihinde
Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilmiş, aynı gün AB Komisyonu Türkiye
Temsilciliği'ne verilmiştir. Büyük önemi bulunan Program'ın AB tarafından kabul
edilmesini müteakip, muhtevasındaki kısa ve orta vadeli önceliklerin zamanında
yerine getirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Avrupa
Birliği, siyasi yapısı ekonomik yapısından daha ön planda olan bir
birlikteliktir. Bu açıdan; Avrupa Birliğinin, Ulusal Program'daki siyasi
kriterlerin yerine getirilmesine daha fazla önem vereceği düşünülmektedir. Zaten
Avrupa Birliği'nin genişleme süreci incelendiğinde genişlemede Portekiz ve
Yunanistan'ın birliğe alınması örneklerinde olduğu gibi siyasi nedenlerin ön
planda olduğu görülecektir.
KAÇAKÇILIK VE ORGANİZE SUÇLAR AÇISINDAN ULUSAL PROGRAMA BAKIŞ
I-Ulusal Program’ın
Kaçakçılık ve Organize Suçlar Bağlamındaki Temel Öncelikleri
Yolsuzluk, yasadışı
uyuşturucu madde kullanımı ile üretimi ve ticareti, örgütlü suçlar, karaparanın
aklanması ile ceza hukuku ve özel hukuk alanlarında adli işbirliği konularında
AB müktesebatı benimsenecek, bu alanlardaki uluslararası işbirliği
yoğunlaştırılacaktır.
Yasadışı göçün
önlenmesine yönelik olarak, göç konusundaki AB müktesebatı ve uygulamaları
(kabul, geri kabul, sınır dışı etme) benimsenecektir.
Uyuşturucu trafiğine
karşı etkin mücadele amacıyla, Lizbon’da yerleşik Uyuşturucu ve Uyuşturucu
Bağımlılığını İzleme Avrupa Merkezi (European Monitoring Center for Drugs and
Drug Addiction) ile de işbirliğine gidilmesi imkanları araştırılacaktır.
Örgütlü suçlar,
yasadışı uyuşturucu madde kullanımı ile üretimi ve ticareti, yolsuzluk ve kara
paranın aklanmasıyla mücadele ile polis ve adli işbirliği kapasitesi
güçlendirilecektir.
Şüpheli mali
muamelelerle ilgili bilgilerin toplanması, muhafaza edilmesi, işleme konulması,
analiz edilmesi ve değişimi faaliyetleri hızlandırılacaktır.
Europol’e tam üyelik
için gerekli müktesebat uyumu sağlanacak ve hazırlıklar tamamlanacaktır.
Avrupa Birliği’nin
adalet ve içişleri alanında mevcut MEDA ile Falcone, Odysseus, Grotious, Daphne,
Oisin ve STOP programları, Örgütlü Suçlara Karşı Eylem Planı, Uyuşturucu
Maddelerle Mücadele Eylem Planı ile Avrupa Mülteci Fonu (European Refugee Fund)
gibi işbirliği imkanlarından, AB üyesi ülkelerin de yardımıyla, mümkün olan
azami ölçüde yararlanılması öngörülmektedir.
II-Ulusal
Program’daki Kısa ve Orta Vadeli Yükümlülükler
2001 yılı
itibariyle, yolsuzluk, yasadışı uyuşturucu madde kullanımı, üretimi ve
ticaretiyle mücadele, örgütlü suçlar, kara paranın aklanması ve ceza hukuku ile
özel hukuk alanlarında adli işbirliği konularındaki AB müktesebatı benimsenmeye
başlanacak ve bu alanlarda uluslararası işbirliği yoğunlaştırılmaya
çalışılacaktır.
2001 yılı
itibariyle, örgütlü suçlar, yasadışı uyuşturucu madde kullanımı, üretimi ve
ticareti, yolsuzluk ve kara paranın aklanmasıyla mücadele için idari ve adli
kapasite güçlendirilecektir.
2001 yılı
itibariyle, yolsuzluk, yasadışı uyuşturucu madde kullanımı, üretimi ve ticareti,
örgütlü suçlar, kara paranın aklanmasıyla mücadele ve ceza hukuku ile özel hukuk
alanlarında adli işbirliği konularındaki AB müktesebatı benimsenmeye başlanacak,
bu alanlarda mevcut uluslararası işbirliği yoğunlaştırılacaktır.
İçişleri ve Maliye
Bakanlıkları bünyesinde, rüşvet, yolsuzluk ve karapara aklamayla etkin mücadele
için birer veri tabanı oluşturulması ve denetimin artırılması hedeflenmektedir.
Karapara aklama
bağlamındaki müsnet suçların kapsamının genişletilmesine yönelik yasa
değişikliği çalışmalarına kısa vadede başlanacaktır.
Örgütlü suçlar,
yasadışı uyuşturucu madde kullanımı, üretimi ve ticareti, yolsuzluk ve kara
paranın aklanmasıyla mücadele ile adli, mali, polis ve jandarma işbirliği
kapasitesi güçlendirilecektir.
Avrupa Uyuşturucu ve
Uyuşturucu Bağımlılığını İzleme Merkezi Türkiye Ofisi’nin kurulması çalışmaları,
kendi görev ve faaliyet alanları itibariyle, Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı
ile Türkiye Uluslararası Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Akademisi (TADOC)
eşgüdümü ve desteğinde başlatılacaktır.
III-Kaçakçılık ve
Organize Suçlar Alanında Avrupa Birliği Tarafından Yürürlüğe Konan Eylem
Planları
A-Uyuşturucu Maddelerle Mücadele Eylem Planı (2000-2004)
Uyuşturucu
maddelerle mücadele etmeye yönelik Avrupa Birliği stratejisinin amacı,
uyuşturucu kaçakçılığına karşı önleyici tedbirleri arttırarak, diğer ülkeler ve
uluslararası kuruluşlar ile işbirliğini geliştirerek ve uyuşturucu maddelere
karşı mücadele etmek için yeterli kaynak ayrılmasını sağlayarak, uyuşturucu
maddelere karşı mücadelenin AB için temel bir öncelik olmaya devam etmesini
sağlamaktır.
Bir ilk adım
olarak, uyuşturucu madde ve insan kaçakçılığına ve terörizme karşı savaşmak için
gecikmeksizin ortak ekipler kurulacaktır. Europol ile işbirliği içinde, sınır
aşan suçlarda en son eğilimler üzerine bilgi, deneyim ve en iyi uygulama
alışverişinde bulunmak üzere bir Avrupa Polis Şefleri Operasyon Görev Kuvveti
kurulacaktır. Amsterdam Antlaşması çerçevesinde, üye devletlerdeki adli kontrol
sistemlerine saygı gösterilirken, üye devletlerden soruşturmalar başlatma,
yürütme ve eşgüdümleme talebinde bulunma yetkisini vererek Europol
güçlendirilecektir. Europol, 2001 yılında faaliyete geçmek üzere üç veri tabanı
oluşturacaktır. İçerdikleri bilgilere bağlı olarak, bunlara erişim
kısıtlanacaktır. Bunlara ek olarak, Europol'ün himayesinde, bir Avrupa ileri
dijital ağ veri tabanı kurulmasına yönelik planlar da vardır.
B-Karapara Aklamaya Karşı Özel Eylem Planı
Karapara
aklama, örgütlü suçların merkezindedir. Üye Devletler, 1990 Strasbourg
Sözleşmesi ve Mali Eylem Grubu'nun tavsiyeleri yanında, karapara aklama üzerine
ulusal mevzuatın uygulanmaya teşvik edilirler. Adli makamlar, bankacılık ve
diğer ticari faaliyetlere ilişkin gizlilik hükümlerine bakılmaksızın, yargı
denetimine tabi olarak, karapara aklamayı soruşturmak için gerekli bilgileri
istemeye ve almaya yetkili olacaklardır. Karapara aklama konusunda ceza hukuku
ve usullerinin yakınlaştırılması geliştirilecektir. AB'nin yetki sahası dışında
tescil edilmiş olan şirketlerin ve varlıkların kara |