| |
İklim
Değişikliğinin Türkiye Üzerindeki Olası Etkileri
Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin etkileri yalnız küresel olmadığı
gibi, bunlarla da sınırlı değildir. Geçmişteki iklim değişikliklerinde olduğu
gibi, bölgesel ve zamansal farklılıklar oluşabilecektir: Örneğin, gelecekte
dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, kuvvetli yağışlar ile onlara bağlı seller
ve taşkınlar gibi meteorolojik afetlerin şiddetlerinde ve sıklıklarında artışlar
olurken, bazı bölgelerinde uzun süreli ve şiddetli kuraklıklar ve bunlarla
ilişkili yaygın çölleşme olayları daha fazla etkili olabilecektir.
Türkiye, subtropikal kuşakta kıtaların batı bölümünde oluşan ve Akdeniz iklimi
olarak adlandırılan bir büyük iklim bölgesinde yer almaktadır. Üç yanı
denizlerle çevrili ve ortalama yüksekliği yaklaşık 1100 m olan Türkiye’de,
birçok alt iklim tipi belirmiştir. İklim tiplerindeki bu çeşitlilik, Türkiye’nin
yıl boyunca, polar ve tropikal kuşaklardan kaynaklanan çeşitli basınç sistemleri
ve hava tiplerinin etki alanına giren bir geçiş bölgesi üzerinde yer almasıyla
bağlantılıdır. Buna, topoğrafik özelliklerinin karmaşıklığı ve kısa mesafelerde
değişme eğiliminde olması vb. fiziki coğrafya etmenleri de eklenebilir.
Türkiye, küresel ısınmanın özellikle su kaynaklarının zayıflaması, orman
yangınları, kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi
öngörülen olumsuz yönlerinden etkilenecektir ve küresel ısınmanın potansiyel
etkileri açısından risk grubu ülkeler arasındadır. Atmosferdeki sera gazı
birikimlerinin artışına bağlı olarak önümüzdeki on yıllarda gerçekleşebilecek
bir iklim değişikliğinin, Türkiye’de neden olabileceği çevresel ve sosyoekonomik
etkiler şunlardır.

* Sıcak ve kurak devrenin uzunluğundaki ve şiddetindeki artışa bağlı olarak,
orman yangınlarının frekansı, etki alanı ve süresi artabilir; * Tarımsal üretim
potansiyeli değişebilir (bu değişiklik bölgesel ve mevsimsel farklılıklarla
birlikte, türlere göre bir artış ya da azalış biçiminde olabilir);
* İklim kuşakları, yerküre’nin jeolojik geçmişinde olduğu gibi, ekvatordan
kutuplara doğru yüzlerce kilometre kayabilecek ve bunun sonucunda da Türkiye,
bugün Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da egemen olan daha sıcak ve kurak bir iklim
kuşağının etkisinde kalabilecektir. İklim kuşaklarındaki bu kaymaya uyum
gösteremeyen fauna ve flora yok olacaktır;
* Doğal karasal ekosistemler ve tarımsal üretim sistemleri, zararlılardaki ve
hastalıklardaki artışlardan zarar görebileceklerdir;
* Hassas dağ ve vadi-kanyon ekosistemleri üzerindeki insan baskısı artacaktır;
* Türkiye’nin kurak ve yarı kurak alanlarındaki, özellikle kentlerdeki su
kaynakları sorunlarına yenileri eklenecek; tarımsal ve içme amaçlı su
gereksinimi daha da artabilecektir;
* İklimin kendi doğal değişkenliği açısından, Türkiye’de su kaynakları
üzerindeki en büyük baskıyı, Akdeniz ikliminin olağan bir özelliği olan yaz
kuraklığı ile öteki mevsimlerde hava anomalilerinin yağışlarda neden olduğu
yüksek rasgele değişkenlik ve kurak devreler oluşturmaktadır. Bu yüzden,
kuraklık riskindeki bir olumsuz değişiklik, iklim değişikliğinin tarım
üzerindeki etkisini şiddetlendirebilir;
* Kurak ve yarı kurak alanların genişlemesine ek olarak, yaz kuraklığının
süresinde ve şiddetindeki artışlar, çölleşme süreçlerini, tuzlanma ve erozyonu
destekleyecektir;
* İstatistik dağılımın yüksek değerler yönündeki ve özellikle sayılı sıcak
günlerin (örneğin tropikal günlerin) frekansındaki artışlar, insan sağlığını ve
biyolojik üretkenliği etkileyebilir;
* Kentsel ısı adası etkisinin de katkısıyla, özellikle büyük kentlerde, sıcak
devredeki gece sıcaklıkları belirgin bir biçimde artacak; bu da, havalandırma ve
soğutma amaçlı enerji tüketiminin artmasına neden olabilecektir;
* Su varlığındaki değişiklikten ve ısı stresinden kaynaklanan enfeksiyonlar,
özellikle büyük kentlerdeki sağlık sorunlarını artırabilir;
* Rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynakları üzerindeki etkiler
bölgelere göre farklılık gösterecek olmakla birlikte, rüzgar esme sayısı ve
kuvveti ile güneşlenme süresi ve şiddeti değişebilir;
* Deniz akıntılarında, denizel ekosistemlerde ve balıkçılık alanlarında,
sonuçları açısından aynı zamanda önemli sosyoekonomik sorunlar doğurabilecek
bazı değişiklikler olabilir;
* Deniz seviyesi yükselmesine bağlı olarak, Türkiye’nin yoğun yerleşme, turizm
ve tarım alanları durumundaki, alçak taşkın-delta ve kıyı ovaları ile haliç ve
Ria tipi kıyıları sular altında kalabilir;
* Ormanların ve denizlerin CO2 tutma ve salma kapasitelerindeki değişiklikler,
doğal hazne ve sink’lerin (yutakların) zayıflamasına neden olabilir;
* Mevsimlik kar ve kalıcı kar-buz örtüsünün kapladığı alan ve karla örtülü
devrenin uzunluğu azalabilir; ani kar erimeleri ve kar çığları artabilir;
* Kar erimesinden kaynaklanan akışın zamanlamasında ve hacmindeki değişiklik, su
kaynaklarını, tarım, ulaştırma ve rekreasyon sektörlerini etkileyebilir.
Ayrıca iklim değişikliği, Türkiye’nin özellikle çölleşme tehdidi altındaki yarı
kurak ve yarı nemli bölgelerinde (İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz
bölgelerinde), ormancılık ve su kaynakları açısından olumsuz etkilere yol
açabilir. Son yıllarda Türkiye ormanlarında artış kaydeden toplu ağaç kurumaları
ve zararlı böcek salgınları vb. afetlerin birincil nedeninin, kuraklık, hava
kirliliği ve asit yağmurları olduğuna dair kuvvetli bulgulara rastlanmıştır.
Yalnız 1993-94 yılları arasında yaklaşık 2 milyon m3 ağaç serveti böcek yıkımı
nedeniyle kesilmiştir.
Bunun yanı sıra, belki de 1970’li yıllardan başlayarak Akdeniz Havzasında etkili
olan normalden daha kurak koşullara bağlı olarak, Ege ve Akdeniz bölgelerinde
kitlesel boyutlarda olmasa da gözle görülür ağaç kurumaları gözlenmektedir.
Ayrıca ağaçların zayıf düşmesi, ormanların fırtına, kar, çığ ve benzeri
meteorolojik afet etkilerine karşı direncini de düşürmekte, bunun sonucunda
ağaçlarda devrik ve kırık miktarı artmakta; bu da ormanın yapısını diğer
zararlılara karşı dayanıksız hale getirmektedir. Bu olumsuz etkiler
ormanlarımızın biyolojik çeşitliliğini, gen rezervlerini, karbon tutma
kapasitelerini olumsuz yönde etkilemektedir.
ANA SAYFA
|
|